Kısa Bir Hikâye
Gözlerinden akan yaşları kimse görmesin diye sildi.
Kimsenin onu üzgün görmesini istemezdi. Akıllarda gülümseyen bir yüzle kalmak isterdi hep. İnişler ve çıkışlar her hayatta vardı; onunkinde olduğu gibi. Ama artık yavaşça doğuyordu güneş. İlk ışıkları bile iliklerine kadar ısıtmıştı.
Önündeki bütün engelleri kaldırdı ve bu inanılmaz seremoniyi bir kez daha izlemek üzere hayatta yerini aldı. Artık tüm varlığıyla karşısındaydı güneş; karşılıklı gülümsediler. Bir dahaki doğuşta buluşmak üzere sözleştiler.
Sanmayın ki sadece güneşi düşünüyordu o an. Bir isim vardı aklında. Uzun zamandır aklında olan o isim sanki kazınmıştı beynine. Tam olarak “isim” de denemez; bir ifade, bir masal… Ancak öyle tanımlayabiliyordu onu.
Somut değildi hayatındaki yeri. Soyut muydu peki? Sanmıyorum. Bazen ne odur ne de odur; ikisinin arasında bir yerdedir. O çizgide yürümek o kadar güzeldir ki… Bir o kadar da zordur.
Ama O, en az güneş kadar sıcaktır; içini en az güneş kadar ısıtıyordur. Sadece henüz onunla buluşmamışlardır. Bir gün buluşacaklardır.
Peki hep “O” deyip geçtiğimiz kimdir ki? Hikâyelerde hep bir ana karakter olur değil mi? Bizim hikâyemizde bir ana karakter yok ki… İkisi bir bütünü oluşturacak ilerleyen satırlarda.
O kim mi? Bir kişiyi ismiyle anmak gerekmez ki hep… Gülen bir yüz, kocaman bir kalp ve bir insan da onu tanımlamak için yeterli olabilir.
Şu an geceyi uğurlarken o, yatağında uyuyor; düşlüyor O’nun uyumasını… Yüzündeki ifadeyi. Ama hiç görmedi ki onu uyurken.
Peki insan görmediği bir şeyi anlatabilir mi? Hayal edebilir mi? Dokunmadığı bir kişiyi yaşayabilir mi?
Ben sadece şu an hikâye yazan bir gezginim… Bilemem her şeyi. Sadece güzel kızın yatağında kıvrılıp uyuduğunu, gözlerinin tam kapanmış olduğunu, saçlarının dağınık hâlde yüzünde hafif bir tebessüm bıraktığını bilirim. Yarın olmasını beklerken rüyasında birbirini ardına maceraları kovalıyor…
Bir an rüyasına girsek mi acaba? Elimizi sallasak, “Rüyamı bozdunuz!” diye kızar mı bize? Onu rahat mı bırakmalıyız? Yoksa arkasından yavaşça dolanıp boynundan öpüp kulağına “Seni çok seviyorum, şimdiye kadar rüyalarımızda niye buluşmadık?” mı demeliyiz?
Ama bu bir kısa hikâye… Şu an onun yanında kıvrılıp yatıyor olmasam da… O ise uzaklarda…
Peki ben mi?
Ben ise şu son cümlelerimi yazarken, bir dahaki güneşi karşılamalarında onların arasında oturuyor ve birbirlerini öpüyor olmalarını seyredeceğim…
